18 Kasım 2009

Slap Bet Countdown



5.08 ile muazzam bir bölüm izledikten sonra haftaya da tokat olayının olacağını öğrenmemle sevincim iyicene arttı.

Lorenzo Von Matterhorn
büyük adam vallaha.

17 Kasım 2009

Heidi


10 Kasım 2009

100


Blog 100. açık profilli izleyicisine kavuştu günün erken saatlerinde. Öncesince 100. izleyicilere süpriz hediyelerimiz var diye bi post atmayı düşünürken geç kaldığımı görmüş bulundum. Tuba sanane'yi alkışlıyoruz 100. izleyicimiz olduğu için. Süpriz olarak kendisine 3. köprünün Anadolu yakasında kurulacağı araziyi hediye ediyorum, bayadır boş boş duruyordu zaten öyle, alsın değerlendirsin istedim.

99. izleyicimiz olarak kıl payı zengin olmayı kaçıran Sweet Leaf'i de teselli armağanı olarak Selcen Kadakal ile bir akşam yemeğine gönderiyoruz. Kendisine önerimiz; tabağına dikkat etsin, aç kalkmasın masadan...

111. izleyicide görüşmek üzere...

08 Kasım 2009

The Curious Case of Ters Soru İşareti #16


* Bayadır yazmıyordum küryıs keyz olayını. Nasıl yazdığımı unuttum nerdeyse.

* Aralık 2009 ile 6 aylığına kayboluyorum zaten pek çok kişinin bildiği üzere. Dün gece sırf bu olaylar üzerine berbat rüyalar gördüm, bok gibiyim.

* Rüyalar gördüm dediğim; askerlikle alakalı değildi rüyalar. Döndüğüm zaman gerçekleşecek "mezun, askerliğini bitirmiş ve işsiz olan ben" resmi korkuttu beni. Ailemle geçinemiyordum falan, berbattı gerçekten.

* Yağmur yağıyor dışarıda. Az ışık, kahve ve sigaranın marjinal faydalarının tavan yaptığı an ,şu andır. Yağmur bir yandan aktivite engelleyici olarak enerjimi emerken bir yandan da büyülü anlara olanak sağladığı için (ay lav sinerji) içimi kıpır kıpır ediyor.

* 1 aydan fazladır kendimi kasıyorum alışveriş yapmamak için, çok fena bir kısıtmış bu.

* Dizi izleme olayına ara verdim sanırım. İstemsiz şekilde gelişti, Breaking Bad, Flash Forward ve Freaks and Geeks kuzu kuzu yatıyorlar ama açıp izlemek gelmiyor içimden.

* Nba başladı. Yıllar sonra ilk kez nerdeyse bir sezonu baştan sona kaçıracağım. Playofflar başlarken şaşıracağım tahminen bazı takımların durumuna. Canlı canlı izleyince iyi oynayanlar kötü oynayanlar, sakatların eksikliği, takım için kimyanın bozulması, mücadele eden takımları falan görünce gözlerinle anlamak zor olmuyor. Sezonu hiç seyretmeden playoffları izleyince afalar mıyım acaba?

* Bu akşam dışarı çıkarsam poşu takacağım. Tam uygun hava var.

* Uzatmıyorum daha fazla. Moralim bozuk.

02 Kasım 2009

Wade



Tek kişilik ordu, bire beş, siz hepiniz ben tek.
Ne derseniz deyin. Adam çok atletik be...

30 Ekim 2009

İşte O Adam!


Kadının biri "her gece rüyamda bu adamı görüyorum" diye yukarıdaki robot resmini çizdirir. Psikiyatrı resme bakar ve başkasının zaten bu resmi kendine gösterdiğini farkeder. İş arkadaşlarına gösterir onlar da "aa bize de geldi bu resim" derler. İşgüzarın biri thisman.org diye bir site açar siteye giren binlerce kişi ben de gördüm bu adamı rüyamda derler. Gerçekçiliğine ihtimal vermiyorum lakin guerilla marketing için de oldukça kapsamlı bir hareket olmuş çünkü dünyanın her tarafında adamın resimleri asılmaya başlanmış duvarlara felan.

Gerçekten çok yaratıcı. Bakalım ne çıkacak altından?

28 Ekim 2009

The Pariah, the Parrot, the Delusion


Bu albüm hakkında çok karışık düşüncelerim vardı hacı. Bir haftadır başka hiç bir şey dinlemeden şu güne geldim, şimdi albümü baştan sonra hatmederek bu yazıyı kaleme alıyorum.

Albümü dinleyip dinleyip "ulan bütün şarkılar şahane ama ne eksik yea" diye düşünüyordum. Bi türlü vurmuyodu albüm beni. Sanki dredg değil alakasız bir grubun çok güzel albümünü dinliyormuşum hissini yaşıyordum. Samborasi içimdeki bu manasız sıkıntıyı çok güzel dile getirmiş. (bkz: #17031865)

Bu albümde eski dredg albümlerinde bulunan -catch without arms'da birazı bırakılmış olan- yoğun ama belirsiz hava yok. Tekinsizlik, tedirginlik yok. The canyon behind her geliyor aklıma mesela. Hala her dinlediğimde otoriteye boyun eğiyor, kendimi bir meczuba mahkum hissediyorum. Şarkı lan bana bunları hissetiren! Symbol song, Intermision, The canyon behind her yok bu albümde. Down the cellar bence biraz yaklaşmış eski dredg havasına bunu da belirtmek lazım.

O sebeplerden ötürü şunu belirtmek lazım ki albümü dredg beklentileriyle dinleyince içime sinmiyor. Lakin beklentileri attım kenara, noldu? 2009da çıkan en güzel albümü dinledim. Adı dredg olmasa herkese koşarak anlatırdım "olm dünyanın en inanılmaz albümünü dinledim" diye. Bütün şarkılar güzel arkadaş.

Tek tek şarkıları açıklamayı düşünüyordum ama onun yerine şarkıları gruplandırmak daha mantıklı geldi. 18 şarkılık bu albümü tek dinleyişte ikiye ayııyorum kafamda. 10 tane hakkatten şarkı diyince aklımıza gelen, sözü ve müziği olan 4-5 dakkalık şarkılar. Kalan sekiz tanenin dördü stamp of origin dördü de ensturmantal kısa şarkılar zaten. Zorlasak stamp of origin ve ensturmantellerde ayrılır ikiye ama o kadar deşmeye gerek yok.

Bu 10 tane şarkı gibi şarkı dediğim arkadaşlar albümün kafa karıştırıcı kısmını oluşturuyorlar. onları düşünüp, onları yargılıyoruz. zira diğer sekizli intro, outro mahiyeti görüyorlar nerdeyse. O sebeple 10 şarkı hakkında üç beş kelam etmek önemli.

Pariah, Ireland, Lightswitch, Gathering pabbles, Information, Saviour, I don't know, Mourning this morning, Cartoon showroom, Quotes.

Albümden evvel görücüye çıkan Information ve Saviour nedense benim bunlar arasında en beğenmediğim iki tanesi. Pariah önceki albümlerden alışık olduğumuz üzere albümün dikkat çeken açılış parçası görevini görüyor. Ireland, Quotes, Lightswitch ağır abiler. Gathering pabbles, Mourning this morning ve I don't know hafif pop sosu katılmış catchy şarkılar. Tam olarak çözemediğimi düşündüğüm şarkı cartoon showroom. [burda mikrofonlarımızı elif k.'ya uzatıyoruz. gathering pabbles için "mustafa sandal kafası" diyen bir insan kendisi. hafiften "suç bende"ye benziyor sanki] Özetle bu 10 şarkı hakkında genel bir yargıya varmamız gerekirse hepsi ayrı ayrı müzikal mükemmeliğe yakın. Ensturman kullanımı, melodik zenginlik, vokal vs... Ayrı ayrı hepsi albümün en iyi parçası sayılabilir. Ama aşağıda bahsedeceğim kalan 8 şarkıyla aralarında oldukça alakasız bir durum söz konusu.

Dredg sanki iki albümünü içiçe sokmuş gibi geliyor. Az önce o iki albümü birbirinden ayırdık. İlki Dredg tarzının dışında mükemmel 10 şarkıdan oluşan bir albümdü. "Adı Dredg olmasa..." diye başladığım bir cümlede genel düşüncelerimi özetlemiştim zaten.

İkincisi, yani bu, Dredg tarzında kötü bir albüm adeta. Stamp of origin serisi inanılmaz olmuş demek istiyorum ama Take a look around dışında hissederek değil hesaplanarak yapılmış oldukları farkediliyor. Ensturmantel biladerlerden r u o k ve drunk slide vasıfsız geldiler bana biraz. Long Days And Vague Clues Avenged Sevenfold'un a little piece of heaven'ını hatırlatıyor her dinlediğimde. Zorlama progresif duruyor..

Son sözüm: Down the cellar albümdeki en güzel şey. Vasiyetim olsun; cenazemde bunu çalsınlar.

---

ek: down the cellar, lightswitch, quotes ve gathering pebbles için bu albüm 10 üzerinden 9 alır. kalan şarkılarla 9.7 olur.

Lost


6. sezon başladığında ve pek çok bölümü yayınlandığında ben askerde olacağımdan final sezonu olmasına rağmen bu sezonu pek ilgiyle bekliyor sayılmam. Lost denen efsane son sezonuna giriyor, daha başlamadan posterleri(yukarda), fragmanı(aşşağıda), türlü türlü oyunlarıyla (nette muhtelik köşelerde) kafaları karıştırmaya başladı. Bu sezonumuzun tag line'ı destiny found imiş. Get lost, everything happens for a reason, find yourself, wait is over, destiny calls'dan sonra destiny found.

Döndüğümde topluca izlerim artık. O zamana kadar spoiler veren olursa da kafam girsin ona.


5. sezon fragmanı
Önceki 5 sezonun afişleri

26 Ekim 2009

Asansör


Steamy Las Vegas Elevator Compilation - Watch more Funny Videos

Asansör de; gergin bekleyiş, zoraki söylenen "iyi günler", mono klasik müzik ve kötü kokular dışında pek bir şey gelmedi başıma. Geleni varmış...

Yeter Be...

23 Ekim 2009

Olivia Wilde #5


İki bölümdür yoksun Remy'm. Cameron meymenetsizine bırakma bizi...

20 Ekim 2009

Kappak


Hastasıyım ayarın. Kappak derken iki "p" arasında dudaklarınızı içeri büküp "plop" sesini çıkarmaya özen gösterin. Sakın bana uygulamayın bu dialogu, adım tatsız şeylerle kafiyeli. "What's the difference" diyene "ekinler dize kadar" derim.

18 Ekim 2009

The Expendables


Sylvester Stallone'un hem oynadığı hem yönettiği saf aksiyon filmi. Bu tip adamlar nasıl yönetir diye düşünesim geliyor ama Rocky serisini gözümün önüne getirince laflarımı yiyorum adeta. Neyse bu filmi niye gösteriyorum. Sebebi şu; aksiyon filmi çekseniz hangi oyuncuyla çalışmak istersiniz? Daha doğrusu şöyle sorayım. Şimdi bu filmde oynayan adamları sayacağım, bunlar dışında aklınıza gelen varsa söyleyin. Başrolde Sylvester Stallone, Jason Statham, Jet Li, Mickey Rourke, Forest Whitaker. Kısa sahneleri olan Arnold Schwarzenegger ve Bruce Willis. Türlü türlü aksiyon filminin şerrefsiz kötü adamı Eric Roberts, Rocky IV'ün Ivan Drago'su Dolph Lundgren ve latin efsanesi, Machete Danny Trejo.

edit: Wesley Snipes vergi muhabbetine ülkeden çıkamadığından, Kurt Russell toplama kadro içine girmek istemediğinden, Steven Seagal yapımcıya kıl olduğundan kabul etmemişler. Van Damme sadece kabul etmemiş onun yerine Dolph Lundgren dahil edilmiş. Arnold'ın "California Valisi" rolunde gözükeceği konuşuluyor...

Chuck Norris ve Michael Dudikoff'u da bi iki sahnede serpiştirseymiş oraya buraya tammış gerçekten.

Mickey Rourke 2010 yılında hem bu film hem Iron Man II ile aksiyon sineması ile gözümüze gözümüze girecek galiba. Fragmanı izlemek isteyen burdan bakabilir. Silah sahneleri, dövüş sahneleri, patlama sahneleri vs... Efektten ziyade azcık konuya önem verilmiştir inşallah diyerek yazımı bitiriyorum.

17 Ekim 2009

En Az 3 Çocuk Doğurun



"Abi İran'a dönüşmeden kaçmak lazım buralardan" geyiğinin ömrü en fazla 100 yılmış onu öğrendik. İslam bir kaç yıla hristiyanlığı geçerek hakim din, bir kaç 1o yıla Avrupa'nın baskın dini olacakmış.

"Türkiye İran olur mu?" sorusu cevabını bulmadı henüz ama yeni bir soru var aklımda; 100 seneye her yer İran olur mu acaba?

13 Ekim 2009

Liebe ist für alle da


Abiler 2009'a son dakika goluyle damgalarını vurdular. Pussy rezaletinden sonra pek bir beklentim yoktu lakin albüm şahane ötesi olmuş. Acaba bunu da mı planladılar diye düşünmeye başladım. Kötü bi şarkıya tepki çekecek klip çek, ilgiyi topla, beklentiyi düşür. Sonra albümü dinleyince herkes beğensin. Tanıyanlar bayılsın, tanımayanlar tanısın. Oldukça kazançlı gözüküyorlar böyle bakınca.

Albüm hakkında daha sonra belki açıklayıcı bir şeyler daha yazarım. Şu an için çok şahane bir albüm diyeyim yetsin. Rammstein'dan beklentinizi tamamiyle karşılıyor. Albümün en kötü şarkısı da açık ara Pussy zaten.

30 Eylül 2009

What If You're Wrong



Ne güzel adamsın sen Richard. En çok kibar kibar laf sokmalarını seviyorum senin ben.

29 Eylül 2009

House S06


Geçen hafta House'un başlamasından önceki 2 ay ciddi ciddi yardırarak 5 sezonunu izledim bu güzide dizinin. Doğrudan 2. sıradan girdi kişisel dizi listeme (Battlestar Galactica still rocks my panties) 5. sezon finali dizinin efsane bölümleri 3 Stories ve House's Head ile birlikte pek çok kişinin kişisel favorisi olmuştur eminim. Doğal olarak uzantılı bölüm 6. sezon başlangıcı ile oldu. Bu bölümde ilk kez House md. yerine sadece House yazıldı, başlangıçta Radiohead - No Suprises eşliğinde ismini bilmediğimiz bir dünya isim aktı ekranda. Dizinin yeni bölümü gibi değil sezon arası filmi gibi olmuştu. (24 ve Battlestar Galactica kullanır bu taktiği) Neyse dün gece yeni bölüm -hatta 6. sezonun ilk bölümü diyebiliriz- yayınlandı. Öncesinde de Insider's Guide diye 22 dakikalık özel bir program koymuşlar. Oyuncularla konuşuyorlar, seti gezdiriyorlar, 6. sezonla alakalı bir kaç ipucu veriyorlar vs... Klasik herkesin bildiği "bu dizi hayatımı değiştirdi, sette çok eğleniyoruz" programı... Dizi inmiş durumda beni beklerken 2 saattir altyazısız seyretme cesaretini kendimde bulamıyorum. House sana Serdar Ortaç'tan iki kuple ile sesleniyorum bu postun sonuna gelirken. Bebeyim oldun daha ilk günden...

Powerhouse



Zidane'nın Messi'yle başlattığı seride "every team needs the spark"dan sonra gelen "every team needs the powerhouse" sloganı ile Gerrard'ı görüyoruz. Düşündüm de daha bu işin Kaka'sı var, Beckham'ı var. Zidane'da teknik direktör falan olmasın bence. Takılsın böyle, güzel.