
Cumartesi gecesi dışarı çıkmama sebebim
el clasico Barca'nın 2-0 galibiyetiyle bitti. Ne herkesin beklediği tarihi fark, tecavüz vs, ne de içten içi içimi kemiren
-aka Fener Syndrome- Real Madrid galibiyeti çıkmadı maçtan. İki takımda da sahadaki değil sahada olmayan oyuncular dikkat çekiciydi.
Xavi ne kadar muazzam bir oyuncu olursa olsun badisi
Iniesta olmadan tam performans gösteremiyor.
Iniesta katalizor gibi kendi oynamasa bile
-ki bence şahane adamdır- Xavi 'nin performansını yukarı çekiyor.
Real Madrid için eksiklerden bahsetmeye başlayınca ilk 11 unutuluyor zaten. Bi kere
Drenthe ilk 11de sahaya çıkıyorsa ortasaha evlere şenlik demek.
Guti, Gago, Sneijder üçlüsü gayet paslaşabilecek gibi gözüküyorlar ama
Sneijder sağ kanada sıkışmış durumda demeye kalmadan sakatlanıp çıkıyor. Yerine kim girecek? Sağ kanat düşünmeyi geçtim ortasahaları gözden geçiriyorum kafamdan.
Robben cezalı,
Diarra ve
De la Red sezonu kapattılar.
Van der Vaart girer heralde diye düşünüyorum. Hakkatten
Van der Vaart niye yok diye diye düşünüyorum kendisini maçın bitmesine 20 dakka kala görebiliyoruz anca. Eksikleri saymışken dünya üzerindeki en iyi forvetlerden
Rıdvan Nistelrooy da sezonu kapattı zaten Real ikamesi
Huntelaar'ı oynatacak ikinci yarı. Bakalım kısfmet...
Real defansında
lack of left back (şiir gibi) yaşandığından, emektar
Salgado sağa yerleşiyor, sarı kart canavarı
Sergio Ramos solda
Messi-Alves ataklarını karşılamak için pozisyonunu alıyordu. Maç sonrası baktığımızda kötü oynadığını söyleyemeyiz ama
Marcelo ve
Heinze'den biri solda olduğu için
Ramos sağda başlasaydı maça,
Salgado penaltı yaptıramayacaktı. Buna da
halamın taşakları olsa sendromu deniyormuş, vikipedia öyle diyor...
-koydum mu fıstık?
Teknik direktor cephesinde
Barcelona B takımının iki eski çalıştırıcısı kapışıyorlardı. Daha tecrübeli olan
Juande Ramos olmasına rağmen daha uzun süredir takımının başında olan ve istediği futbolu oynatan
Pep Guardiola idi. Teknik direktör değişiminin krizdeki takımlara iyi geldiği, ayrı bir hava kattığı bilinen bir gerçekken karşınızdaki takım son 20 yılın en güzel futbolunu oynuyor denen takım olunca işler öyle yürümüyor. Barcelona'nın bu sezon için klasikleşmiş "
baskıyı kuralım hacı,
ilk 15-20 dakkada 3 tane atalım sonra rahat rahat top çeviririz" sistemi Real'e tutmadı. Baskıyı kurdular ama az daha kontradan
-Davids çakması Drenthe az daha yetenekli olsa- golu yiyeceklerdi. Real mis gibi kapandı ilk yarı golsuz bitti. İkinci yarı Real oyunu kontrol ederek başladı, Barcelona taraftar gazıyla tekrar kendine gelip iyice yüklenince Real'e zor da olsa ilk golu buldular. İlk golde aslan payını doğrudan kaptan
Puyol'a göndermek lazım.
"Siz atamıyorsanız ben atarım lan!" diye geldi ileri resmen.
Casillas ilk golu yiyene kadar
-ki hatası yok yediği gollerde bence- dünyanın en iyisiyim ben diye bağırdı resmen. Diğer kalede Volkan Demirel'in az evrim geçirmişi
Victor Valdes de iyi performans gösterdi. İki net pozisyon kurtardı karşı karşıya. Onun dışında fazla da zorlanmadı...
tangocular kenetlendi Yeni Redondo Gago'yu bu maçta dikkatli seyrettim. Nasıl söylenir adamın hamurunun iyi olduğu belli.
Maradona zamanında bu adamı Real'e 25melyon euroya sattığı için Boca Juniors başkanına vermişti ayarı vermişti ayarı.
Mascherano ile birlikte Arjantin'in ortasahası ona emanet. Diğer Arjantinli
Messi'ye diyecek bi' şey yok. 2009 Ballon d'OR'u alır gibi geliyor. Golunu de atarak istatistiklerini geliştirmeye devam etti.
---
Sonuç olarak büyük beklentilere girdiğimiz maç böylece geride kaldı. Uluslarası turnuvalar ve Fenerbahçe - Galatasaray maçları dışında en sevdiğim, tüm futbol müsabakaları arasında oynanan futboldan her zaman zevk alacağıma emin olduğum el clasico bitti.
Maçı 90 dakika izleyip yazısını 75 dakika yazdım. Ne diyeyim?
Futbolu seviyorum.